Holoterapi Sonrası Kişilik Değişimi
Beyin tüm uyarıları filtre ederek ve birleştirerek toplam bir algı düzeyi çıkarır. Bu düzeyinin altındaki uyarılar genellikle bilin-ce ulaşmaz. Geride kalırlar. Tüm oluş aslında beynin kendi kendi-sine, olağan normal hayatı sürdürebilmek için oluşturduğu bir denge sisteminden farklı bir şey değildir. Ben / kişilik/ normal bi-linç denilince, bu alışılmış beynin süzgecinden geçirdiği ve orta-lama olarak ortaya koyduğu algılar ve bunlara karşı kişinin gös-terdiği tepkilerin bütünün anlamak gerekir. Benlik üzerinden bazı ilaçların ve yöntemlerin etkisi altında, irade denilen normal bilin-ce ait fonksiyonlar tamamen kalkabilir. İleri düzeydeki bilinç du-rumlarında ise kişi artık aynı kişi olmayabilir, bambaşka bir yapı yani farklı bir kişilik olarak kendini gösterebilir. Holotropik nefes terapisinde ve LSD-25 etkisinde pek çok bilinç dışı, arkaik, ortak bilinçaltına ait değerler ön plana çıkabilir. Aynı rüyalarda olduğu gibi kişi bambaşka birisini oynayabilir, birçok kişilik geliştirebilir.
Holoterapide Biyokimyasal Gelişmeler
Beyin ve vücut, parasempatik ve sempatik sistem denen iki farklı sinir sisteminin etkisi altındadır.
Sempatik sistem uyanıklığı ve yaşamın devamını sağlamak için dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı insanın karşı koy-ma gücünü sağlar. Bir yaşamı tehdit eden bir algı karşısında bilincin açılması beyindeki noradrenerjik nöronların aktivasyonu ile gerçekleşir. Örneğin locus coerules un aşırı aktivasyonu panik reaksiyona neden olduğunda, böbrek üstü bezinden kana adre-nalin isimli hormon salgılanır. Uyanıklığı sağlayan nöradrenalin ve beyin sapındaki serotoninerjik nöronlar tarafından salgılanan serotonindir. Ayrıca bu dengenin kurulmasında dopamin, GABA, enderfinler ve diğer nörotransmitterlerin de rolü vardır. Genelde "amin" yapısındaki nörotransmitterler, vücutta yüksek enerji üretime yol açan ve ergotropik olarak isimlendirilen bu sistemi aktive ederler. Bilinçteki elektriksel ve elektrokimyasal durumlar; olağan dışı bilinç durumları, belleğin nörotransmitterlerin farklı dengelerdeki etkileşimi ile ortaya çıkar. Bunu kimyasal maddeler-le veya dışarıdan verilen uyarılarla bu dengeleri değiştirmek mümkündür.
Parasempatik sistem ise daha ziyade vücudun dinlenme ve gevşeme sırasında etkili olan sistemidir, Salgı bezleri ve sindirim sistemi parasempatik sistemin kontrolü altındadır. Bu sistem ak-tif olduğunda vücudun ürettiği enerji azalır. Beyinde asetil kolin isimli nörotransmitter, parasempatik nöronlardan salgılanır. Din-lenme durumlarında ve uyku sırasında parasempatik sistem daha hâkimdir.
“Beden-zihin ayrılmaz bütünlüktür” kavramını ortaya koyan Prof. Alen Hobson a göre uyku sırasında beyin olağan dışı bilinç durumları sergiler. Rüyalar bir çeşit halüsinasyondur. Her bir bi-linç halinin karşılığı olan bir elektro-kimyasal duruma aittir. Bu anlayışa göre Beden-zihin birlikteliği, bilincin tüm vücuda ve vü-cut fonksiyonlarına yayılır. Böbrek üstü bezi veya karaciğer de en az beyin kadar bilincin yapısında etkilidir. Kuantum fiziğinde ki birleştirilmiş alanlar teorisinde olduğu gibi vücut fizyolojisi ile beyin birleşmiştir ve birbirinden ayrı değildir. Bu anlayış Beden-zihin kavramı maddeden ve vücuttan ayrı bir bilinci ve ruh gibi kavramları reddetmektedir. Çünkü oksijen ve glikozun olmadığı yerde nöronların oluşturduğu aksiyon potansiyelleri, nörotrans-mitter iletimi oluşamaz. Yani bilinç olamaz. Örneğin LTP /Long term potentiation/ uzun süreli güçlendirme denilen bir elektro fizyolojik olgu, belirli uyarılar sonucunda beyindeki nöronların sonraki benzer uyarılara verdiği elektrofizyolojik ve nörokimyasal bir mekanizma olduğu son 20 yılda açığa çıkarılmıştır. Oksijen, glikozun veya yeterli sodyum ve potasyum konsantrasyonunun olmadığı yerde LTP de gerçekleşemez. Yani öğrenme ve bellek de olamaz. Bu nedenle maddenin ötesindeki bir ruhun belleğinden de söz edilemez.
Mustafa Kartal
Mkartalll@yahoo.com