Senelerdir hiç hayal kuramıyorum. Oysa henüz bekarken daha işten gelir gelmez sırf hayal kurmak için odama çekilir saatlerce hayal kurardım. Kurduğum bütün hayallerin hepsi gerçekleşti. Evim, arabam, iyi bir eşim, çocuğum hepsi oldu. Ama istemediğim bir şeyde oldu. Bunları kazanmak için tüm gücümü harcarken kendimi kaybettim. Kendime sevgimi, saygımı, güvenimi yok ettim. Ağır bir depresyona girdim. İşin içine birde panik atak ve anksiyete de katılınca hayat benim için artık çekilmez hale geldi. Hatalar başladı. Hiçbir zaman geriye dönüp bakmak istemeyeceğim hatalar.
Kendimi bulmak için çıktığım bu yolda tamamen kayboldum. Hatta bununla da kalmayıp sevdiklerimin de kaybolma-larına sebebiyetler verdim. Onlara acılar çektirdim. Nereye gittiğini bilmediğim yolların sonunda beni yutmaya çalışan canavarlarla karşılaştım. Sonunda canavarların beni yok etmesine izin vermeden kendimi yok etmek istedim. Evet, kurtulmak istedim. Her şeyden kurtulmak istedim. Oğlumu, eşimi, ailemi hiç düşünemeden 80 prozac içtim. Ama kurtulmayı başaramadım. Kurtulmanın yerine yoğun bakımda geçen günler ve zor gecelerde sevdiklerimin gözyaşları ile hesaplaşmak zorunda kaldım. Psikolojik tedavilerde doktorların deli muamelesi ile karşılaştım.
Deli muamelesi yapan doktorlar beni Fransız hastanesine gönderdiler. Bu hastanede tedavi olmam için doktorlardan inanılmaz baskı gördüm. Hastaneye yatmayı baskıdan değil, aldığım ilaçların oluşturduğu hiç bir şeye karşı çıkamamanın verdiği güçsüzlükten kabul ettim. Meşhur Fransız hastanesinin kapısından eşim ve ablamla girdik. Yatmak için giriş işlemleri de yaptırdık. Hemşireler odamı göstermek için götürdüklerinde etrafta dolaşan gerçek delileri görmemiş olsaydım beklide yatmış olacaktım. Odada ablamın gözlerine baktım, hemen anladı beni“ istersen kalma, sen güçlü kızsın tek başına da başarabilirsin ”dedikten bir dakika sonra işlemleri iptal ettik ve çıktık o iğrenç yerden. Hastanenin bahçesinden dışarı doğru yürürken hapisten çıkan bir suçlu gibi hem çok sevinçli hem de çok düşünceliydim. Acaba bundan sonraki mücadelemde kim galip gelecekti. Hayat beni yenecek miydi? Yoksa ben mi hayatı dize getirecektim?
Ablama, boğazda kahvaltı yapmak istiyorum dedim. “ta-mam dedi, İste bu. Biliyordum zaten yaşamı yeniden özle-yeceğini” diye güzel bir gülücük attı. Hayat yeniden başladı benim için o anda.
Tabiki çok kolayda olmadı benim için. Eşimin beni zorla psikologlara götürmesi, benimde her seferinde ağlayarak terk edişim. Avuçlar dolusu ilaç kullanmaya devam etmem ve tedirgin geçen bitmeyen uzun geceler. Oğluma belli etme-mek için ne yaşar ne yaşamaz hallerim. Bu böyle olmazdı olmayacaktı da. Bir buçuk senedir kullanıyordum depresyon ilaçlarını. Tek farkları isimlerinin değişik olmasıydı. Mutlaka bir kurtuluş yolu olmalıydı. Her şey bitirmeden ben bu çıkış yolu bulmalıydım.
Ve arkadaşım Pervin; İşte benim çıkış ve kurtuluş yolum.
Bir gün kendimi çok boğulmuş ve sıkıntıda hissettiğimde aradım Pervini.“Bana şifa ver, masaj yap, moral ver” diye çağırdım. Geldi ama benim istediklerimi yapmadı. Kalk seni nefes Terapisti Mustafa Kartal’a götüreceğim dedi. İyi ki de dedi. O gün tanıştığım saygı değer hocamın benimle yaptığı kısa konuşma mucizevî bir şekilde kendime gelmemi sağladı. Beni Nefes çalışmaları ile tanıştırdı. Nefesin sihirli gücünü hissettim. O kadar hissettim ki nefes çalışmaları ile kaybettiğim her şeyi kazanacağıma inandım. Pervin’in dakikalarca anlatmasına rağmen daha ilk holoterapi çalışmamda bu kadar yol kat edeceğimi asla zannetmiyordum. Sonra gerisi geldi. Nefes Tekniklerini yaşamıma taşıdım. Holoterapi çalışmaları ile ilaçları teker teker bıraktım. Şimdi çok şükür iyiyim. Ara sıra zor günler yaşasam da tekrar asla almayacağım ilaçları. Depresyon ilaçlarının çocukları kandırmak için verilen şekerlerden farkı yok. Hiç bir kalıcı etkisi olmayan, sağlığa çok zararlı olduğunu bildiğim ve sadece aptallaşmamı sağlayan zehirler.
Nefesle çalışmaya başlayınca hepsine veda ettim. İlaçsız girdiğim bu yeni yolda da yine sorunlarım oluyor tabii. Kim sorunsuz olduğunu söyleyebilir ki. En sevdiğim varlık olan köpeğim aniden öldü. Ardından teyzemi ve kuzenimi kanserden toprağa verdim. Yinede pes etmedim. Bu acımasız dünyada sevdiklerim elimden kaysalarda, ekonomik krizden sonra bütçemiz altüst olsa da, ikide bir de hastalansam da, kocaman evimin tüm yemek ve temizlik işleri üstüme yıkılsa da, beş yaşındaki oğlumun üzerimdeki yükü ağırlaşsa da artık depresyona girmiyorum. Nefes almasını öğrendim. Panik atağımı yendim. Artık her şeyin üstesinden gelebiliyorum.
Hayat, seni kabul ettikçe her geçen gün daha kuvvetleniyorum. Nefes alabildiğim son ana kadar da var olmaya devam edeceğimi biliyorum. Artık mücadele etmiyorum. Hayatla yarışmadan aynı tarafta olmayı ve sevmeyi öğrendim. Nefes almayı seviyorum. Hayat seni çok seviyorum
Berna
yilmaz@hotmail.com